“Tüm hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir.” – George Orwell, Hayvan Çiftliği
Her seçim döneminde aynı sahne: yaşanır. Önce seçmenin sırtı sıvazlanır, gözünün içine bakılır, vaatler peş peşe sıralanır, bol keseden umutlar dağıtılır. Sonra? Seçim biter, iktidar koltuğu ısınır ve o gözlerin içi halkı, seçmeni görmez, sesini duymaz olur. Seçmen, bir anda statü/mertebe değiştirir. Artık o; yurttaş değil, “güdülecek hayvandır”. Anglo-Amerikan literatürünün ince alaycılığıyla tanımlarsak; “Citizen Cattle”, Türkçesi ile yurttaş-sığır olarak görülür.
Ne ağır, ne düşündürücü bir kavram bu... Ve bizlere de ne kadar bildik, tanıdık!
“Citizen Cattle” kavramı; bireyleri sorgulamayan, buyruklara karşı çıkmayan, kolayca yönlendirilebilen bir sürüye indirger. Demokratik sistemin olmazsa olmazı olan yurttaş, bir anda çobanın düdüğüyle yön değiştiren bir sığır sürüsüne dönüşür. Oy veren el artık; yalnızca boyun eğmelidir. Ne düşündüğü önemsenmez, çünkü onun yerine “daha zeki" olanlar "ki onlar Orwell’ın deyimiyle domuzlar" karar verir. Seçmen; koyun da değildir artık, sığırdır. Düşünmeyen, tepki vermeyen, yalnızca tüküren, çiğneyen ve sindiren bir kütleye dönüşür.
Demokrat geçinen ABD'de, dolayısıyla Amerikan siyasal yaşamında kullanılan "citizen cattle" deyimi; Türkçedeki “güdülen koyun” tanımlamasından bile daha serttir. Çünkü “koyun” en azından uysaldır; ama “sığır” deyimi doğrudan zeka yoksunluğuna göndermede bulunur. Sonuç olarak ABD'nin markasında, etiketinde, reklam panosunda “demokrasi” yazmaktadır ama içeride işler “orman yasaları”na göre yürür.
Ve ülkemizin gerçeği ya da "Köprüyü Geçene Kadar" söylemi...
Türkçede daha ince (!) bir deyimle de açıklanır bu durum: Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek... Bu deyimle özetlenen anlayışa göre seçim gününe kadar halk kutsaldır, seçmenin oyu alındıktan sonrasında seçmen, seçilenler için yalnızca ayak bağı ya da baş ağrısıdır. Oyları toplayana kadar saygı, sonrasında hor görme başlar. O seçkin politikacı artık halka kulak vermez; çünkü seçim bitmiş, oyun tamamlanmıştır, seçmen kullanılıp, işlevi tamamlanmış, buruşturulan bir kağıt parçası gibi çöpe atılmıştır. Nasılsa günü geldiğinde, yeni seçim dönemi için yeni masallar, yeni “sanal” vaatler, yeni manipülasyon araçları hazırlanır.
George Orwell boşuna yazmadı Hayvan Çiftliği’ni... Her bir karakteriyle aslında bugünleri öngördü. Onun ünlü yapıtında; domuzlar iktidarı ele geçirdiğinde, geri kalan hayvanlar ne olduğunu anlamadan ve hiç karşı çıkmadan boyun eğmeğe başladı. Demokrasi söylemde vardı ama uygulamada “seçkinler demokrasisi” idi ve burada diğer hayvanlara yer yoktu.
Günümüzde Orwell’ın distopyası ekranlara taşındı ve şimdi dijital çitlerin içine hapsedilmiş citizen cattle’lar, yönlerini TikTok algoritmalarından, haber başlıklarından, reklam panolarından öğreniyor. En tehlikelisi de şudur ki bu sürü, güdüldüğünün ayırdında bile değil ve içinde bulunduğumuz şu dijital çağda şimdi yeni çoban; yapay zeka...
Bize her gün ne izleyeceğimizi, ne satın alacağımızı, hangi partiye sempati duyacağımızı söyleyen sistemler kuruldu. Şeffaflık/açıklık/saydamlık adına her şeyin gözetlendiği ama kimsenin özgürce düşünemediği bir çağdayız. Üstelik insanlık düşünmekten kaçıyor, kolaycılığı seçiyor. Eleştirel akıl değil, hazır bilgi arıyor ve belki de çoktan beynini emekliye ayırdı bile. Dijital çağın insanı düşünen bir birey değil, emir alan bir "veri noktası" olma kolaylığını seçiyor.
sanki bizler de koyunlaşmanın da ötesine geçtik, Amerikalılar gibi bizler de sığırlaştık ve bu sığırlaşma yalnızca seçilenleri değil, bizleri de ilgilendiriyor. Çünkü demokrasi; seçilmişlerin dürüstlüğü kadar, seçmenlerin bilinç düzeyiyle de ayakta kalır.
Eğer demokrasi bunca olumsuzluğa karşın yine de bir umut, bir değer, bir amaçsa; bu durumda bir sığır gibi güdülmeyi reddetmek zorundayız. Oy vermekle bitmeyen, dahası katılım, denetim, sorgulama ve en önemlisi düşünme gerektiren bir süreci gerçekleştirmeliyiz. Çünkü düşünmekten vazgeçtiğimiz an, işte o an biz de sığır oluruz. Buna karşın seçilmişler kendilerini halkın efendisi değil, temsilcisi olarak görmeyi / görmesi gerektiğini öğrendiğinde de; işte o gün geldiğinde demokrasi yeniden yaşama geçebilir.