Asıl adı; Gıyaseddin Eb’ul Feth Ömer İbni İbrahim’el Hayyam. Biz onu, Ömer Hayyam olarak biliyoruz. (18 Mayıs 1048 – 4 Aralık 1131) Çağının önde gelen aydını. İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronom. Yani, yaşamın her alanına ve yaşamla ilgili sorunlara ilişkin düşünmüş ve düşüncelerini rubailerinde(dörtlük) dillendirmiştir:
Niceleri geldi, neler istediler;
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.
Bilim ve sanata katkılarıyla, kültür mirasında payı olanların kalıtlarını zaman günceller  ve bizimle birlikte geleceğe doğru yol alırlar. Bu oluşumlar kendi alanında aşılsa bile, bu onların yok sayılacağı anlamına gelmez ve onlar, kültür mirasının temelindeki yerlerini korurlar.

Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” saptamasının bin yıl önceden söylenmiş halidir.
İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tesbih, post, seccade güzel:
Ama Tanrı kanar mı bunlara?
İnsanlar en çok, en az bildiklerine inanma eğilimindedirler. Burada zordan kaçma kolaycılığı var ama, bu yaklaşım öncelikle kendine ihanet ile eş anlamlıdır! Taşıdıkları beynin ne işe yaradığını yanıtlamak zorundadırlar.

Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
Ev mi dayanır, bu sel yatağına?
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?
Akıcı ve akılcı bir dille, en karmaşık sorunları bile anlaşılabilir bir biçimde ifade etmiştir Hayyam. Bu yaklaşımı onu, asırlar sonrasına taşıyabilmiştir onu. Çağının tanığı olan bu kişi, bilinemez sayılan ve tabu olarak kabul edilen sorunlara el atmaktan geri durmamıştır.
Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde.
Senden ayığız bu sarhoş halimizde.
Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı.
İnsaf be sultanım! Kötülük hangimizde?

Soru, bilmenin anahtarı; öğrenmenin en gerekli olan ön basamağıdır. Soru soran birey aynı zamanda yanıt aramaktadır. İyinin, güzelin, değişimin ve gelişmenin temelinde, yerinde ve zamanında en uygun soruyu sorabilmektir. 
 
Bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende.
Gül rengi şarap, içilmez mi böyle günde?
Bugün bu çimen bizim, yarın kim bilir kim
Gezecek, bizim toprağın yeşilliğince?
Yok olmanın olmadığını ve değişimin kaçınılmaz olduğunu bundan daha iyi kim ve nasıl anlatabilirdi? Yaşadığımızı algıladığımız gibi, bir gün bu yaşamın sona ereceğini de görmek onu anlamlı kılar. Mademki insan doğanın en akıllı ve gelişmiş varlığı; o zaman insanlığını unutmadan onurlu bir yaşamı tercih etmelidir. Sevmeyi ve paylaşmayı her şeyin önüne koymalıdır.