Amerikalı astronot Ron Garan ilk kez 2008’de, ikinci kez 2011’de uzaya çıkmış.

2011’deki ikinci yolculuğunda Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaklaşık beş buçuk ay kalmış. İki uzay uçuşunda geçirdiği toplam süre 178 günü aşmış.

15 Eylül 2011’de Dünya’ya döndüğünde yanında yalnızca uzaydan çekilmiş fotoğrafları getirmemiş; Dünya’ya ilişkin değişen bakış açısını da beraberinde getirmiş.

Bu deneyimin kendisinde yarattığı düşünsel dönüşümü sonraki yıllarda yaptığı konuşmalarda, söyleşilerde ve yazılarında anlatmaya başlamış.

Anlatılarında uzaydan Dünya’ya baktığında sınırları görmediğini söylüyormuş.

Borsaları da...

Döviz kurlarını, büyüme rakamlarını, kredi notlarını, kişi başına düşen ulusal geliri de...

Gördüğü şey, karanlığın ortasında incecik bir atmosferle çevrili, yaşamla dolu küçücük ve kırılgan bir gezegenmiş.

Yıllar sonra bunu çok çarpıcı sözlerle özetlemiş:

“Bir yalanı yaşıyoruz.”

Peki neyin yalanını?

Garan’ın itirazı ekonominin varlığına değil.

Bizim kurduğumuz öncelikler sırasına.

Çünkü astronot Garan’a göre ekonomi toplumun, toplum da biyosferin içinde yer alır.

Biz ise sistemi tersine çevirmişiz.

Sanki Dünya ekonominin bir yan kuruluşu.

Ormana bakıyoruz: kereste.

Nehre bakıyoruz: enerji.

Kıyıya bakıyoruz: turizm yatırımı.

Toprağa bakıyoruz: rant.

Dağa bakıyoruz: maden.

Denize bakıyoruz: ihale.

Havaya bakıyoruz...

"Henüz metreküp hesabıyla satamadıkları için biz sıradan ölümlüler, şimdilik şanslıyız."

Sonra bütün bunlara “ekonomik büyüme” diyoruz.

Oysa ortada oldukça açık ve anlaşılır bir gerçek var:

Dünya ekonomisiz milyarlarca yıl yaşadı.

Ekonomi ise Dünya olmadan yaşayamaz.

Belki de Garan’ın uzaydan gördüğü şey yalnızca güzel bir gezegen değildi.

Bizim aşağıdan bakarken unuttuğumuz öncelikler sırasıydı:

Önce gezegen.
Sonra toplum.
Sonra ekonomi.

Biz ise piramidi ters çevirmişiz.

Üstelik tepesinde dengede durmaya çalışırken buna da “ilerleme” demişiz.

Uzaydan bakınca sınırlar görünmüyormuş.

Yerden bakınca ise sınırdan, tapudan, hisseden, bilançodan başka bir şey göremez olmuşuz.

Belki sorun Dünya’nın küçük olması değil.

Bizim dünyaya bakışımızın çok daha küçük olması.