Günümüz insanı bazen eşine, dostuna söylemediğini yapay zekaya söylüyor.

Arkadaşına anlatmadığını anlatıyor. Avukata sormadığını soruyor. Sonra da ekranı kapatıp rahatlıyor.

Ne güzel! Sır verildi. Dert anlatıldı. Yanıt alındı. Dosya kapandı.

Öyle mi acaba?

Son günlerde gündeme gelen haberler, yapay zeka sohbetlerinin bazı davalarda delil olarak kullanılabildiğini gösteriyor.

Şaşıran çok. Oysa şaşıracak ne var?

Dijital dünyada ve gözetim toplumunda parmak izi bırakmadan yürüdüğümüzü mü sanıyorduk?

Eskiden insan günlüğünü çekmeceye koyardı. Çekmeceyi kilitlerdi. Anahtar cebindeydi.

Günümüzde günlük bulutta; anahtarın kimlerde olduğunu da çoğunlukla bilmiyoruz.

Elbette bu, “Yapay zeka modellerine yazdıklarımızı herkes okuyor” demek değil.

Ama yapay zeka sohbetlerinin avukat-müvekkil görüşmesi gibi özel bir hukuksal dokunulmazlığı da yok.

Gerekli hukuksal koşullar oluştuğunda dijital kayıt; kayıttır, belgedir, belki de sizi suçlayacak tanıktır.

Telefonunuzda duruyorsa telefon incelemesinde çıkar. Sunucuda duruyorsa hukuksal sürecin konusu olabilir.

Bir başka deyişle, sırrınızı bazen cebinizde taşırsınız.

Yıllardır soruyoruz:

“Teknoloji şirketleri bizim hakkımızda ne biliyor?”

Çok doğru bir soru ama yetmez; ikinci soruyu da sormamız gerek:

Biz teknoloji şirketlerine kendimiz hakkında neler anlatıyoruz?

Çünkü çoğunlukla kimse ağzımızdan laf almıyor.

Biz döküyoruz ya da dökülüyoruz; adımızı, işimizi, ailemizi, sağlığımızı, yargı sürecindeki davamızı, kavgamızı, korkumuzu...

Bazen başkasının sırrını bile...

Sonra “Enter” tuşuna basıyoruz ve konuşmanın özel olduğunu düşünüyoruz.

İnsanlık gerçekten ilerliyor!

Eskiden mahalle dedikoducusundan sakladığımızı şimdi sunucuya yazıyoruz. Sonra da mahremiyet kavramını tartışıyoruz.

Elbette buradan “Yapay zeka kullanmayalım” sonucu çıkmaz.

Kullanalım ama yapay zekayı sırdaş, terapist, avukat ve kilitli kasa karışımı bir şey sanmayalım.

Her aracın bir kullanım biçimi vardır; kuşkusuz yapay zekanın da var.

Kimlik bilgimizi gereksiz yere vermemek...

Başkasının özel bilgisini taşımamak...

Gizli belgeyi düşünmeden yüklememek...

Ve sakın ola ki unutmayın:

Ekranın karşısında insan olmaması, orada iz kalmadığı anlamına gelmez.

Dijital çağın en büyük yanılgılarından biri de bu olabilir:

Kimse bizi dinlemiyor sanısına kapılmak...

Evet, odada kimse yok. Ama odada kimsenin olmaması, kaydın olmadığı anlamına gelmiyor.

Son günlerde önce Amerikan basınına, ardından internet basınına yansıyan bu haberlerden sonra, yapay zekaya bir şey yazmadan önce kendinize tek bir soru sorun:

“Bu sözlerimi yarın bir mahkeme dosyasında, işverenimin önünde ya da hiç tanımadığım birinin ekranında görsem rahatsız olur muyum?”

Yanıtınız evetse...

Parmaklarınızı klavyeden çekin.

Ve sakın unutmayın:

Bazı sırları sonsuza dek güvenle saklayacak tek kişi, insanın kendisidir.