Ara sıra sanal ortamda bir soru dolaşıyor "erkekler olmasaydı, dünya nasıl olurdu?" sözlerini içeren... Kendi adıma yanıt verecek olsam bu soruyu soranlara, işin gerçeği benim Feministliğim de, örneğin vejetaryenliğim gibi "half" ya da "light" olarak nitelendirilebilir. Radikaller gibi erkeklerin kökünü kazımak yerine, onların işime gelmeyen tutum ve davranışlarının kökünü kazımayı yeğlerim. Nasıl ki sürekli ot yemeyip, ara sıra sütle, balıkla, yumurtayla besleniyorsam, bir başka deyişle half ya da light vejetaryensem, erkeksiz yaşanmayacağının, yaşanamayacağının bilincindeyim. Dolayısıyla ben bir half ya da light Feministim. Olur mu öyle şey demeyin. Giderek bozulan dünya koşullarında bir kez daha kalkacak olursa NUHUN GEMİSİ; gemiye, kadınla erkeğin elele binmesini isterim. Dolayısıyla erkeklerin kökünü kazımak isteyen radikallere; benden yalnızca kırmızı kart! Bununla birlikte bu soruya bir de Prens-Öpücük-Kurbağa bağlamında bir yanıt verecek olursam... Masalda ne kadar güzel; Prenses kurbağayı öpüyor, kurbağa da yakışıklı bir prense dönüşüyor. Oysa gerçek yaşamda; yakışıklı prensler için durum çok başka ? Kadınlar onlarla düştükçe aşka, öpüştükçe ve öpüştükçe sürekli; değişiyorlar, değişiyorlar ve dönüşüyorlar bataklıkta sürekli vıraklayan bir kurbağaya… Ve son yıllarda bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de zehirli, öldürücü, katil kurbağalar oluyorlar. İşte bu durumda "erkekler olmasaydı daha mutlu olurduk" diyen kadınlar; yoksa haklılar mı acaba diye de düşünebiliyorum.

Ama her erkek saldırgan, her erkek acımasız, işkencesi ya da katil değil ki... Bir de ince ruhlu, insanı ve doğayı seven, üstelik bedenen aramızdan ayrılmış olsalar da ölümsüz olan erkekler var. Kim gibi? Elbette ki öncelikle ilke ve devrimleriyle kadınlara erkeğiyle eş-eşit olmayı öneren ve öğreten Kemal ATATÜRK gibi.... Bir de Anadolu ozanı Aşık Veysel ustamız gibi... Bilindiği gibi "kör bir erkekle yaşamını geçirmek istemeyen ve bir başka erkek için kendisini terk eden" eşini bile hoşgörmüş ozan Aşık Veysel... Ve yalnızca aşk, doğa sevgisi değil, akıl dolu sözler içeren nice dizeler bırakmış ardından...

"Aldanma cahilin kuru lafına... Kültürsüz insanın külü yalandır... Hükmetse dünyanın her tarafına... Arzusu hedefi yolu yalandır."

Nasıl da anlamlı dizeler değil mi? Ola ki ozan günümüzde söylemiş olsaydı bu dizeleri, vay bu dizeler birilerine göndermeli diye belki de yargılanırdı TCK 299'dan... Usta ne güzel günlerde yaşamış, üstelik de yaşarken değeri de iyi bilinmiş bir ozan olarak yaşamış. Çiçek hastalığı gözlerinin ışığını ondan almış olsa da meğer ne şanslı birisiymiş kendisi, eşi tarafından olmasa da Anadolu halkı tarafından böylesine çok sevildiği için... Işıklar içinde uyusun. Bununla birlikte ozanlıkta usta olamasalar da insanlıkta usta olmasını becerebilen erkekler çoğalsın ülkemizde Aşık Veysel gibi... Kendisini istemeyen kadının canını almak yerine onunla dostça, arkadaşça ayrılan erkekler çoğalsın ve "geçmiş günlerde mutlu bir yaşam paylaşan, onlara emek veren, onlara çocuklar doğuran" kadınların katilleri olmasınlar.

Bugünlerde Ortadoğu bataklığında yaşanan savaşlar, dökülen kanlar, yitirilen canlar için kaygılanıyoruz. Bununla birlikte son yıllarda ülkemizde dökülen kanlar, yitirilen canlar; her yıl daha da artıyor, artıyor. Oysa biz savaşta değiliz. Ama ABD-İsrail-İran savaşında dökülen kanlardan, yitirilen canlardan daha çok kayıp veriyoruz. Acaba neden? Elbette ki kadına düşman, kadını sevmeyen, kadını anlamayan, kadını insandan saymayan erkekler yüzünden...

Ah şu erkekler! Anadolu erkeği, efe, yiğit, mert, kahraman; kendisine türlü unvanlar yakıştıran... Ama hiç acımadan kadının canını alan...

Sen Ademoğlu, sen erkek! Şu üç günlük dünyada nedir kadınla paylaşamadığın senin; hep çıkarmak istiyorsun onu yaşam denilen oyundan?