Sınıfsız toplumda yaşadığımızı söylese de bilgeler ve anayasal belgeler; gerçek bambaşkadır.

İçinde bulunduğumuz toplumsal yapı, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel bağlamda katman katmandır.

Bu katmanlar arasında işi en zor olanlardan biri de küçük burjuvadır.

Çünkü küçük burjuva yukarıdakilere bakar, onlar gibi yaşamak ister.

Aşağıdakilere bakar, onlar gibi yaşamaktan ürker.

Bu iki bakışın arasında da yaşamı gelip geçer.

Ekonomik gücü ölçüsünde toplumsal yaşama katılır.

Bir evi olsun ister; kapısının önünde de ayağını yerden kesen bir arabası...

Çocukları iyi okulda okusun, yılda birkaç gün tatile gidebilsin ister.

Çok da doyumsuz ya da açgözlü değildir.

Yeter ki taşa takılmadan dönebilsin teker.

Ve en çok da elindekini yitirmekten korkar.

İşte düzen de en çok bu korkuyu sever.

Çünkü küçük burjuva okula gider. Askerliğini yapar. Çalışır. Vergisini öder. Genel giderlerinin faturalarını aksatmamak için çabalar.

Her şeyden önemlisi, yasaya uyar.

Yanlışları görmez mi?

Görür.

Pahalılığa söylenir.

Adaletsizliğe kızar.

Kayırmacılığı bilir.

Yolsuzluğu duyar.

Akşam evinde öfkesini kusar.

Sabah kalkar, işe gider ama kamusal alanda susar.

Eğer sesini yükseltirse sonuçta elindekini de yitirmek de var.

Bu nedenle devrimciler de pek sevmez küçük burjuvayı.

Proletarya adına konuşanlar onu düzenin işbirlikçisi sayar.

Sermaye sınıfı ise ona tepeden bakar; asla kendinden görmez.

Böylece bizim küçük burjuva ne İsa’ya yaranır ne Musa’ya.

Üstelik yıllar geçtikçe yaşam düzeyi aşağıya doğru kayar.

Göreli gönenç pastasındaki dilimi incelir.

Ev küçülür.

Tatil kısalır.

Araba yaşlanır.

Kredi kartı borcu katlanır.

Ama tam “artık yeter” diyecekken ülkeyi yönetenler gelir, ağzına bir parmak bal çalar.

Bir kredi...

Bir maaşa zam müjdesi...

Bir vergi kolaylığı...

Bir “orta direği koruyoruz” söylemi...

Böylece sistem küçük burjuva yeniden (t)avlar.

Sürekli yukarıya bakar; onların yaşamına özenir.

Aşağıya bakar; onların yanına düşmekten korkar.

Devlet memurlarının diline pelesenk olan deyimle, “ne uzar ne kısalır.”

Yaşamı boyunca ortada kalır.

Belki de düzenin en büyük başarısı budur:

Küçük burjuvaya gerçekten yükselme olanağı vermeden, bir gün yükselebileceği umudunu yaşatmak; aşağıya düşme korkusunu da hep diri tutmak.

Böylece çark döner, küçük burjuva da çarkın dişlerine takılı olduğundan o da durmaksızın döner.

Bir adım bile ilerleyemez ama düzeni hep besler.

En acıklısı da şudur:

Ara sıra kendini yukarıdakilere yakın sansa da uluslararası alanda ülkesinin giderek aşağıya düşen konumuna bakar ve “Benim ederim kaç paradır ki?” diye içten yanmalı motor gibi yanar.

Sonra yine faturalarını öder.

Yine yasaya uyar.

Gördüğü haksızlıklar karşısında yine içinden öfkesini kusar.

Seçim öncesinde ağzına sürülen bir parmak bala, birkaç puanlık zamma, birkaç geçici kolaylığa kanar.

Ve yaşamı boyunca yalnızca susar, susar, susar.