Sanki ülkede herkes çiftçi...
Son aylarda herkesin dilinde aynı yakınma:
“İki yıl tarlasını ekmeyenin toprağına devlet el koyacakmış!”
Önce düzeltelim.
Devlet tapuyu üzerine geçirmiyor. Üst üste iki yıl işlenmeyen bazı tarım arazileri, üretime kazandırılmak üzere kiraya verilebiliyor; kira geliri de arazi sahibine bırakılıyor.
Sonuç olarak tarla yine senin. Ama boş durmayacak, işlenecek, tarım yapılacak...
Bence doğru bir karar. Çünkü tarla, üzerinde ayrık otu yetişsin diye değil; ekilsin, biçilsin, insan doyursun diye vardır.
Elbette çiftçinin derdi büyük. Mazot pahalı. Gübre pahalı. Tohum pahalı. Sulama pahalı. Ürün para etmiyor.
Bunları görmeden “Köylü neden ekmiyor?” diye sormak da büyük haksızlık...
Ama diğer yandan köyde tarlası olup kentte kahve köşelerinde memleket kurtaranlara da insan sormadan edemiyor:
Tarla nerede?
Ot basmış.
Sonra biri çıkıp “Bu arazi üretime kazandırılsın” deyince birden mülkiyet hakkı hatırlanıyor.
İyi de tarım toprağı sıradan bir mülk değildir. Gıda güvenliğidir. Ekmektir. Sebzedir. Hayvan yemidir. Sonunda bizim soframızdır.
Tamam, çok doğru bir karar ama bu karar bağlamında benim de bir koşulum var:
Devlet, iki yıl ekilmeyen tarlanın peşine düştüğü kadar, tarım toprağını imara açanın da peşine düşecek.
Köylüye “Niye ekmedin?” diye sorarken; belediyeye, yatırımcıya, rantçıya da: “Sen bu tarlayı niye betonlaştırdın?” diye soracak.
Yoksa köylünün iki dönüm boş tarlasını uyduyla bulup, yüzlerce dönüm verimli toprağın betonlaşmasını seyrediyorsanız... İşte orada tarım politikası değil, başka bir hesap vardır.
İlke açık ve anlaşılır: Tarım toprağı boş bırakılmaz.
-
Toprağı ekemiyorsan kiralarsın. İşletemiyorsan işletecek olana bırakırsın. Tapu yine senin olur. Kira yine senin olur. Ama toprakta da üretim olur, başak olur, buğday olur. Çünkü traktörün kontağı kahvehanede boş boş otururken değil, tarlada üretirken çalışır, halkın da karnı doyar.