Eskiden bir insanı tanımak için onunla uzun süre birlikte olmak gerektiği söylenirdi.
Yolculuk yapacaksın, sofrasına oturacaksın, alışveriş edeceksin, öfkelendiğini göreceksin…
Şimdi o kadar uğraşa gerek yok.
Sosyal medya hesabına bakıyorsunuz.
Çünkü sosyal medya çağımızın turnusol kâğıdı.
İnsanın cinsini cibilliyetini ortaya döküyor.
Sokakta son derece kibar, nazik, efendi olan biri, ekranın arkasına geçince hiç tanımadığı insana hakaret edebiliyor.
Bir başkasının acısıyla alay ediyor, ölümüne seviniyor, yoksulu küçümsüyor.
Sonra profilinde ne yazıyor?
“İnsanlık her şeydir.”
Gerçekten insanlık üzerine bu söylem; özellikle biyografi bölümünde pek havalı duruyor.
Bugün bir insanı anlamak için uzun çözümlemelere de gerek kalmıyor.
Sosyal medyasındaki son on yorumuna bakmak yetiyor.
Çünkü insan başkasını anlattığını sanırken çoğunlukla kendisini anlatıyor.
Kullandığı dille…
Öfkesinin dozuyla…
Kendisine benzemeyene gösterdiği hoşgörü ya da hoşgörüsüzlükle…
Hele karşısındakini güçsüz görüyorsa, gerçek karakter daha çabuk ortaya çıkıyor.
Diploması olabilir.
Unvanı olabilir.
Binlerce takipçisi olabilir.
Bir yorum yazıyor, bütün cila dökülüyor.
Bir de kalabalığın verdiği cesaret var.
Tek başına söyleyemeyeceği sözü, arkasında yüz kişi görünce rahatlıkla söylüyor.
Oysa bin kişinin hakareti, hakareti doğru yapmıyor.
On bin kişinin nefreti de nefreti erdeme dönüştürmüyor.
Kötülük kalabalıklaşınca iyilik olmuyor.
Yalnızca kalabalık kötülük oluyor.
Belki de insanın karakteri, kendisine benzeyenlere değil, kendisine benzemeyenlere nasıl davrandığında ortaya çıkıyor.
Turnusol kâğıdı işte burada renk değiştiriyor.
Ve sanırım sorun sosyal medyanın insanı bozması da değil.
Sosyal medya kimseyi bozmuyor.
Özünde bozuk olanların boyasını döküyor, foyasını ortaya çıkarıyor.