Demokrasimiz o kadar ileri ki, demokrasiyi aramaktan yorgun düşen bizler koşsak da yetişemiyoruz; hep geride kalıyoruz.
İleri demokrasimiz, siyasal egemenlerin elinde daha da ileri gidiyor, hep ileri… Ve bir de bakmışız ki 6. yüzyıla gelmişiz.
Meğer bizim ilerleme dediğimiz kavram, tarihin içinde mehter adımlarıyla yürümekmiş; iki ileri, bir geri. Gerçi bizde hesap biraz karışmış olmalı; iki ileri derken bir bakıyoruz, dört yüzyıl geri gitmişiz.
Ama haksızlık etmeyelim; çağdaş kavramlarımız var bizim. Örneğin meritokrasi.[1] Meritokrasi bağlamında halka anlatılan masallar da yıllardır aynı: Çalışırsan başarırsın!
Ey sen halk çocuğu; oku, sınava gir, diploma al. Yetmez; yüksek lisans yap. O da yetmez, doktora yap. İngilizce öğren. İkinci yabancı dili de aradan çıkar. Bilgisayar kullan. Sertifika topla. CV hazırla.
Sürekli kendini geliştir, kendini güncelle, kendini pazarla, kendini markalaştır.
Asla pes etme; biraz daha çalış ve biraz daha sabret.
Sonra?
Sonra bir bakarsın, sen sabırla kapıda beklerken “birilerinin çocuğu” içeride müdür olmuş.
Çünkü sana meritokrasi anlatılırken, birileri nepotizm uygulamasına geçmiş.[2]
Sen sınava hazırlanırken onlar soy ağacına bakmış. Sen özgeçmiş hazırlarken onlar akraba listesi çıkarmış.
Sen “hangi niteliklere sahibim?” diye düşünürken, birileri “kimin yakını?” diye sormuş. Sonra da bütün bunların adına liyakat denmiş.
Ohh ne güzel düzen!
Halkın çocuğuna meritokrasi, birilerinin çocuğuna kadro.
Halkın çocuğuna sınav, birilerinin çocuğuna danışmanlık.
Halkın çocuğuna “kendini geliştir”, birilerinin çocuğuna “yarın başla”.
Halkın çocuğuna sabır, birilerinin çocuğuna makam.
Ve bütün bunların üzerinde altın yaldızlı bir kavram; İleri Demokrasi...
Geçmişte nepotizm derdik; şimdi aile dayanışması mı desek? Kardeş, yeğen, damat, kuzen…
İnsan elbette ki ailesini sever. Ama sorun, kamu makamının aile albümüne dönüşmesidir. Çünkü devlet dediğimiz yapı, kimsenin babasının malı değildir. En azından demokrasi kitaplarında böyle yazar.
Kamu makamı miras değildir. Kadro çeyiz değildir. İhale aile yadigârı değildir. Bakanlık hanedan mülkü değildir.
Belediye aile şirketi değildir. Üniversite de akraba topluluğu ya da aile birliği değildir.
Ama bizim ileri demokrasimiz öylesine ileridir ki, modern devlet kurumlarının içinde Orta Çağ akrabalık düzenini yaşatmayı başarır.
İşte çağları aşan devlet aklı da böyle çalışır!
Bir yanda dijital dönüşüm, bir yanda e-Devlet, bir yanda yapay zekâ, bir yanda algoritmalar, bir yanda uzay çağı söylemleri ama diğer yanda bu ülkenin gerçekleri: “Bu kimin yakını?”
Teknoloji 21. yüzyılda, ilişki düzeni 6. yüzyılda...
Üstelik buna yalnızca nepotizm de yetmez; bir de kronizm vardır; ahbap kayırmacılığı. Patronaj vardır; siyasal sadakatin ödüllendirilmesi. Klientalizm vardır; “sen beni destekle, ben sana kaynak sağlayayım” düzeni.
Bir başka anlatımla sistem geniştir, birilerini kayırıp kollamak için seçenekler çoktur.
Akraba değilsen üzülme, belki arkadaşsındır. Arkadaş değilsen partilisindir. Partili değilsen hemşehrisindir. Hemşehri değilsen eski okul arkadaşısındır.
Yok, hiçbiri değilsen? İşte o an meritokrasi devreye girer.
Çalış halk çocuğu, çalış; belki bir gün sen de başarırsın.
Meritokrasi tam da bu nedenle modern çağın en kullanışlı masallarından biridir. Çünkü eşitsizliği ortadan kaldırmaz; eşitsizliğin suçunu eşitsizliğe uğrayana yükler.
İşsiz misin? Yeterince nitelikli değilsindir.
Yoksul musun? Yeterince çalışmamışsındır.
Terfi edemedin mi? Kendini geliştirememişsindir.
Sesini duyuramıyor musun? İletişim becerin yoktur.
Kadro alamadın mı? Demek ki liyakatin yetersizdir.
Sistemin hiç suçu yoktur, sistem hep masumdur. Çünkü ileri demokrasilerde sistem yanlış yapmaz; yurttaş yetersiz kalır. Tıpkı ileri demokrasinin kendisi gibi…
Demokrasi görünmüyor mu? Sen yeterince dikkatli bakmamışsındır.
Hukuk işlemiyor mu? Sen hukuku yanlış anlamışsındır.
Basın özgür değil mi? Kumandayı yanlış kanala çevirmişsindir.
Katılım yok mu? Sandık var ya!
Şeffaflık mı arıyorsun? Cam duvarlı yapılara bak.
Hesap verebilirlik mi istiyorsun? Vergi borcunu zamanında öde.
İleri demokrasi böyledir işte; yurttaşın sorusu çoktur, sistemin yanıtı yoktur ama ilerleme süreklidir. Hep ileri, daha ileri, biraz daha ileri.
Öyle ileri ki, biz demokrasiyi ararken nefes nefese kalırız; o çoktan ufuk çizgisini aşmıştır.
Peşinden koşarız; “Dur!” deriz.
“Bir dakika, hukuk nerede?” diye sorarız ama yanıt yoktur.
“Liyakat nerede?" diye sorarız duyan yoktur.
“Eşit yurttaşlık nerede?” dediğimizde de derler ki o da ileride.
“Şeffaflık nerede?" diye sorarız yanıt gelir: O daha da ileride.
“Demokrasi nerede?" diye sorarız derler ki sen çok geride kaldın, koş yurttaş koş! Eğer yetişebilirsen…
Ama yetişemezsin.
Çünkü bu ileri demokrasi bildiğimiz anlamda ileriye gitmez. Tarihin içinde tuhaf bir yürüyüş tutturur; hani Mehter adımları gibi iki ileri, bir geri… İleri demokrasi diye yola çıkarız; her adımda biraz daha geriye düşeriz.
Sandık kurulur ama yurttaşlık aşınır. Teknoloji gelişir ama akrabalık ağları güçlenir. Üniversiteler çoğalır ama düşünce daralır. Diplomalar artar ama liyakat azalır. Kurumların tabelaları ve tüzel kişilikleri modernleşir ama içeride kişisel sadakat düzeni büyür.
Sonra bir sabah uyanırız. Takvim 2026’yı gösteriyordur, telefonumuz akıllıdır, evimiz dijital donanımlıdır, arabamız elektriklidir ve yapay zekâ da cebimizdedir.
Ama devlet anlayışı?
Orada küçük bir tarihsel sürpriz vardır; bir de bakmışız ki 6. yüzyıla gelmişiz.
Üstelik geri gitmedik. Sakın yanlış anlaşılmasın. Biz hep ilerledik. Bize öyle söylendi.
İleri demokrasi dediler, ilerledik. Yeni Türkiye dediler, ilerledik. Reform dediler, ilerledik. Şeffaflık dediler, ilerledik. Liyakat dediler, ilerledik. Hukuk devleti dediler, ilerledik.
Öyle çok ilerledik ki sonunda modern devletin arkasından dolaşıp hanedan düzenine vardık.
Şimdi dönüp soruyoruz:
Bu nasıl meritokrasi? Bu nasıl liyakat? Bu nasıl demokrasi?
Yanıt yine hazır: “Daha çok çalışın.”
Elbette. Biz çalışalım, okuyalım, sınava girelim, vergi ödeyelim, sabredelim, çocuklarımıza “emeğinin karşılığını alırsın” diye umut verelim.
Biz demokrasiyi arayalım, hukuka güvenelim, liyakati bekleyelim. Ama egemenler de durmaksızın ilerlesin; daha ileri, hep ileri.
Çünkü ileri demokrasimiz o kadar ileri ki, biz artık peşinden koşmuyoruz. Yorulduk. Biraz dinleneceğiz.
Nasıl olsa ileri demokrasimiz 6. yüzyılda bizi bekliyor.
Dipnotlar
[1] Meritokrasi: Toplumsal konum, başarı ve yükselmenin kişinin yeteneği, emeği ve başarısıyla belirlendiğini savunan anlayıştır. Ancak eleştirel yaklaşıma göre meritokrasi, başlangıçtaki sınıfsal, ekonomik ve kültürel eşitsizlikleri görünmez kılarak başarısızlığı bireysel kusur gibi gösterebilir.
[2] Nepotizm: Bir kişinin kamusal ya da kurumsal yetkisini akrabalarını, aile üyelerini veya yakınlarını kayırmak için kullanmasıdır. Liyakat ilkesini zedeler; kamu makamını kişisel/ailevi çıkar ilişkisine dönüştürür.