Ne sanayileşme, ne tarım

Ülkede yarım kaldı, her türlü yatırım.

Bugün Türk halkı; kendine güvenle diyemiyor ki

Ey Dünyalılar; her alanda ve her anlamda ben de varım.

Şaşkın düştü; sorarken kendisine, doğan her günle birlikte

Borç yiğidin kamçısı mı, yoksa sancısı mı?

Bu koşullarda kim değil ki kaygılı?

Bilin bakalım tüm uslular ve de deliler;

Dünden bugüne halkımız daha ne kadar yoksullaştı?

Bir türlü getiremiyoruz bir araya iyi yakamızı...

Bilemiyoruz nasıl kurtulacağız bu sıkıntılardan?

Umut dünyası işte çok değil, henüz bir kaç yıl önce "Beyin göçünü geri çevireceğiz" dediler. Çünkü ülkede nitelikli insan kalmadı ama gidenlerden geri gelen oldu mu?

Gelenler nerede?

Bir türlü gelmeyen "Godot" gibi, beyin göçerleri de gelmediler beklendikleri yere...

Buna karşın onların yerine ülkeye; üçüncü dünya ülkelerinin halkları doldu. Ulusal kimlik ve birlik yozlaştı; ulusal egemenlik ulaşılamaz bir düş oldu. Yerli ve milli olan ne kaldı? Umalım ki son aşamada çiğnemesin bu toprakları; yabanın asker postalları...

Derken...

Daha sonra da düştüler yaban ellerdeki paraların peşine...

Bu kez de dediler ki;

- Getirin dolarınızı, eurolarınızı; katalım bizimkilere pardon milli servete !

Gelen ya da getiren oldu mu ya da olur mu?

Belki "kırmızı kar" yağarsa...

Ama "illa ki" kimler getirmeli paracıklarını ülkeye ?

Avrupa ülkelerinde yaşamalarına, o ülkelerin özgürlüklerini tepe, tepe kullanmalarına karşın; bizleri "ileri" demokratik düzene kavuşturmak için koşa, koşa oy kullanmaya gelen yandaşlar, oydaşlar, paydaşlar... Evet onlar, hemencecik getirmeliler paracıklarını ülkeye, tez günde teslim etmeliler oylarıyla iktidara taşıdıkları egemenlere!

Öyle yalnızca oy vermekle olmaz; eğer AK-severse yüreğiniz, gavurun bankalarında yatarsa paracıklarınız, hiç sızlamaz mı haksever ciğerleriniz?

Bunca sorun, kaygı, endişe yetmezmiş gibi hiç şakası yok bu işin; gerçekten de yaşadığımız tek evimiz, sevgili gezegenimiz Dünya'nın ekseninin değiştiği biliniyor. Dolayısıyla iklim değişikliklerinin yaşanmasında bu değişimin de etkili olduğu ileri sürülüyor. Ama biz bu konulara dalmadan, olası ya da beklenen Ortadoğu Savaşı nedeniyle oldukça korku yaşayan halkımızın yüreklerine daha başka korkular salmadan girelim söze...

Kuşkusuz yaşadığımız bu gezegende gezenlerin; azınlığının elinde her türlü güç, istedikleri gibi maniple ediyorlar çoğunluğu oluşturan sıradan ölümlülerin yaşam koşullarını...

Dünya'da kaynaklar tükendi, insanlar çoğaldı, öyleyse azaltmalıyız bu artan nüfusu diye kafa yoranlar, kuramlar ileri sürenler var. Üstelik onlar Orta Çağ'dan beri varlar. Örneğin hem bilim adamı hem de papaz olan Malthus adlı kişi; savaşların ve salgın hastalıkların insan nüfusunu kontrol etmede gerekli olduğunu savunmuştur kendisi...

Bu durumda hem Papaz Malthus'dan ilham alarak, hem de Orman Yasası'nın buyurduğu gibi "güçlü olan yaşasın" diyor dünyaya egemen olan azmanlar; dün olduğu gibi, bugün de...

Değişen, dönüşen dünya düzeninde; bağışıklık sistemi güçlü olanlar sağ kalır, sağlam kalır azmanların sözünden çıkmayan uzmanlara göre de...

Elbette ki bağışıklık sistemini güçlendirmek de öyle okuyup, üflemekle, Tanrı'ya dua etmekle olmaz.

Ne ile olur?

Öncelikle sağlıklı beslenmekle, mutlu ve güvenli koşullarda yaşamakla ve en önemlisi de sıkıntılardan, sorunlardan arınmış bir beynin, spor yapması için bedeni teşvik etmesiyle... Ki bütün bu koşullar ilk çağda olduğu gibi, bu çağda da Orman Yasası tedavülde ve o yasa buyuruyor ki güçlü olan yaşar diyor hepimize...

Amma ve lakin...

İşte bu güçlülere; yalnızca sağlıklı olmak, sağ kalmak yetmiyor. Onlar daha başka ne istiyorlar? Genç ve güzel olmak istiyorlar. Bunu gerçekleştirmek için de ne yapıyorlar? Yayılan söylencelere göre "genç kan ve ten" nakline başvuruyorlar. Kim gibi? Kanlı Kontes gibi...

Bu arada kimdir Kanlı Kontes?

Osmanlı işgali altındaki Macar İmparatorluğu'nda yaşayan soylu bir kadın ki adı da Elizabeth Bathory...

Kontes'in öyküsü romanlara ve filmlere konu olmuştur. Bu kontes hazretleri; 14 yaşında güçlü bir lordla evlendirilir. Döneminin en güzel, akıllı ve güçlü kadını olarak tanınır, Osmanlı'ya karşı savaşsın diye Macar İmparatoru'na borç para verecek kadar varlıklıdır.

Erkeklerin dünyasına başkaldıran bir kadın olarak öne çıkar. Eşinin ölümünden sonra genç bir sevgilisi olur. Sevgilisinin babası, kendisinin oğlundan büyük olduğunu, dolayısıyla mutluluklarının uzun sürmeyeceğini söyler. Bunun üzerine kontes; ancak bakire genç kızların kanıyla yıkanarak genç kalabileceğine inanmaya başlar. Bir sürü bakire kadın kaleye getirilir ve bir daha da görülmezler. Kuşkusuz sonunda "seri katil" olarak tarih sayfalarında KANLI KONTES adıyla yerini alır bu kadın ve elbette ki ölüm cezasıyla yaşamı son bulur. Çünkü pek çok kızın ölümüne neden olmuştur güzelliğini sürdürmek amacıyla...

Ve yayılan söylencelere göre; günümüzde de Kanlı Kontes'den ilham alan birileri, varsıl, güçlü kadınlara "sürdürülebilir çevre için" değil ama "sürdürülebilir gençlik ve güzellik için" yardımcı oluyorlarmış aynı yöntemlerle... Ne yazık ki bu ya da benzeri pek çok olayın söylence değil de gerçek olabileceği endişesi bile... Dünya'nın yalnızca fiziksel eksen kayması değil, toplumsal değer yargıları bağlamında da bir eksen kayması yaşadığının belirtisi gibi korkutuyor insancıl yürekleri...

Hey gidinin dünlerde kalan güzel günleri!

Dünya da, insanlar da ne çok değişti; günümüzde neler için kaygılanıp, endişeleniyoruz değil mi?