Bir bebeğin anne karnında duyduğu ilk ses annesinin kalp atışlarıydı. Şimdi o ritmi kim taklit edecek?
Neden mi bu soru?
Çünkü oldu, en sonunda bu da oldu; tüp bebekler, taşıyıcı anneler derken, yapay zeka destekli robot anneden bir bebek doğdu.
Bilim, teknolojik gelişme, dijital çağ, yapay zeka sarmalında bazen şaşkına dönen, bazen gelişmelerden heyecan duyan insanlık, sonunda bir sınırı daha aştı. Bundan böyle yalnızca taşıyıcı annelik değil; yapay zeka destekli robotik rahimlerde büyütülen bebeklerden söz ediliyor. Bilim, doğanın işleyişine başkaldırmanın ya da kafa tutmanın bir sonraki aşamasına adım attı. Ancak her teknik başarı, aynı anda varoluşsal bir soru olarak da çalıyor kapımızı:
“Artık çocuklarımızı makineler doğuruyorsa, annelik nedir? İnsanlık nereye evriliyor?”
Bebekler doğduktan sonra her ağlayışlarında, annelerinin kucağında kalp atışlarını duyarak rahatlar ve güven bulurlar. Kuşkusuz bu durum yalnızca bir biyolojik tepki değil, bir duygusal bağlanma biçimidir. Çünkü anne karnında duyulan ilk ses, annenin kalp ritmidir, anne rahmi de bebeğin en güvenli yuvasıdır. Günümüzde robot anneler ve robot annelerle büyüyen bir nesil, insan dokunuşunu değil, algoritmik sıcaklığı mı deneyimleyecek? Anne kalbinin ritmini verdiği güven ve huzur duygusu nasıl karşılanacak? Yapay rahimden çıkan bir bebek, plastik bir dokunuşa sarıldığında, o tıngırtılı metalin altında “empati” var mı? Onu ne sakinleştirecek? Programlanmış kalp atışları mı?
Bu yeni doğum biçimleri, yalnızca biyolojik bedenin üretimini değil; aynı anda anlamın ve bağlılığın kodlarını da yeniden yazıyor. Annelik artık doğurmakla sınırlı değil, ama hiç doğurmamış bir kodun “anne” kılığına girmesi ne kadar gerçekçi, ne kadar duygusal, ne kadar şefkatli?
Bizler duygusal belleğimizi; ilk dokunuşlarımızdan, ilk bakışlarımızdan, anne teninin kokusundan oluştururuz. Robot annelerle büyüyen çocuklar, bu bağlanmayı hangi veri akışıyla yapılandıracak? Onlar için “güvenli bağlanma” bir yazılım güncellemesi mi olacak?
İnsanoğlu, doğanın en karmaşık ve olağanüstü eylemi olan doğumu da “verimlilik”, “kontrol” ve “risk azaltma” adına otomatikleştiriyor. Kadının doğurganlığı bir “sorun” gibi görünmeye başladı. Annelik ise günümüz koşullarında giderek yük, risk ve verimsizlik olarak okunuyor. Bu da insanlığı duygunun ve acının dışına taşıyan steril bir gelecek düşlerine sürüklüyor.
Hiç kuşkusuz annelik yalnızca doğurmak değil, aynı anda şefkatle sarılmak, acıyla büyümek ve bağ kurmaktır. Oysa robotlar, bağ kurmaz; veri taşır. İnsanlık, kendi duygusal odaklanmasından uzaklaştıkça, “insan” olmanın tanımını da yitirmeğe başlıyor.
Bu gelişme, bir distopya romanının sahnesi gibi... Anne karnı simüle edildi, doğum dışsallaştırıldı, annelik taşeronlaştırıldı. Şimdi sırada babalık mı var? Aile mi? Yoksa tümden duygu yoksunluğu içinde biçimlenen yeni bir “tür” mü?
Kuşkusuz bilim ilerliyor. Ama ruh da geride kalıyor. Çünkü yapay rahimlerde büyüyen bir çocuğun ağlamasına, hangi algoritma ninni söyleyecek?
Robot anneler geldiğinde, bebekler hangi sesi duyacaklar? Annelerinin kalp atışını mı, yoksa makinenin ritmik fan sesini mi? İşte bu ayrım, gelecekte yalnızca ebeveynliğin değil, insanlığın da tanımını belirleyecek.
Ve belki de bir gün, çocuklar şu sözleri söyleyecek:
“Ben doğduğumda bir anne yoktu, yalnızca beni doğuran bir makine vardı. Ama hiç kimse bana nasıl sevilir, nasıl ağlanır, nasıl susulur… onu öğretmedi.”
Teknolojik gelişme, dijital çağ, yapay zeka, robotlar; deniyor ki her şey insanlar için... Gerçekten mi? Yoksa her şey doğal, biyolojik, gerçek insanı yok etmek için mi?
Dahası insanlık, kendi ritmini yitirmeden bu yeni doğumlara hazır mı?
Çünkü insanın insan olmaktan çıktığı yer olan Tekno-Rahimler Çağı geliyor değil, geldi bile...
Bundan böyle kadınlar değil, robotlar hamile...
Acaba ekşi erik ve ekşi ayvaya da aş erecek mi bu robot anneler; ne dersiniz?
Her şey baş döndürücü bir hızla; değişiyor, gelişiyor ama bu süreçte insan türü, insan olma özelliğini yitirip, sanki dinozorlar benzeri yok olacak gibi görünüyor.
Ve kopya koyun Dolly yaşatılamamıştı. Acaba tekno-rahimde büyüyüp doğan o bebek yaşayabilecek mi? Doğrusu bunu da çok merak ediyorum.